Halk arasında gut, damla veya nikris hastalığı, tıp dilinde ise podagra …

 Gut; Halk arasında “zengin” ya da “padişah” hastalığı olarak da bilinen gut hastalığının, genellikle yeme-içme alışkanlıkları nedeniyle ortaya çıktığı düşünülür. Geçmişte bazı padişahların da gut hastalığı yüzünden vefat etmesi nedeniyle de “padişah hastalığı” olarak da bilinir. Oysaki gut hastalığı; sadece yeme ve içme ile ilgili bir hastalık değildir. Kişinin metabolizmasında bozukluk olması, çeşitli hastalıklar ya da yeme alışkanlığındaki düzensizlikler neticesinde de gelişebilir. Ülkemizde görülme sıklığı yüzde 2-3 dür.

Sağlıklı metabolizmada özellikle protein ağırlıklı besinlerin atıkları ürik asite dönüştürülerek vücuttan uzaklaştırılmaktadır. Aşırı tüketim durumlarında kanda ürik asit birikir, eklemlerde birikmesi sonucu iltihaplanmaya (enflamasyona) yol açar Gut hastalığı oluşur. Gut hastalığı ilerledikçe ürik asit kristalleri eklem çevresinde birikir ve ağrılar, ataklar artar. Ürik asitin çok fazla üretilmesi ve böbrekler yoluyla yeteri kadar atılamaması da böbrek taşlarına yol açabilir.

Gut Hastalığının Sebepleri:

  • Aşırı alkol tüketimi
  • Yanlış diyet
  • Aşırı protein tüketimi
  • Hatalı ve aşırı beslenme (aşırı kırmızı et tüketimi)
  • Eklem travması
  • Cerrahi operasyon
  • İlaç tedavileri (idrar söktürücü, aspirin kullanımı vb.)
  • Diyabet
  • Metabolik sendrom
  • Obezite

Gut hastalığı belirtileri nelerdir?

Gut hastalığı genellikle sabaha karşı eklem ağrıları ile kendini göstermektedir. En sık görülen gut hastalığı belirtileri ise şöyle sıralanabilir.

  • Eklemler şişer ve ağrılar başlar. Genellikle sabaha karşı vücutta asit iyonları biriktiğinde meydana gelir.
  • Gece, ağrılar sebebi ile uyanmalar yaşanabilir.
  • Eğer böbreklerden kaynaklanan bir gut hastalığı var ise; karın ve bel ağrıları, idrarda kan, taş gibi belirtiler de olabilir.
  • Ağrıların kronikleşmesi, sürekli şişen eklemlerde deformeler yaratabilir.

Gut hastalığı ilerledikçe ürik asit kristalleri eklem ve eklemlerin çevresindeki dokularda birikim yapmaktadır. Bu kristallerin aşırı birikimlerine ”tofüs” denilmektedir. Özellikle ayak başparmağının birinci tarak kemiğinde sık görülür. Bunun dışında el, dirseklerin yanında, parmakların üstünde, büyük eklemlerde de ortaya çıkabilmektedir.

Gut herkesi aynı şekilde etkilemez. Bazı insanlar hayatları boyunca bir tek atak geçirirler ve bundan başka hiçbir problem oluşmaz. Bazılarında ise zamanla eklemlerde hasara ve ağrıya yol açan şiddetli kronik ataklar görülür. Gutun kesin kür sağlanan bir tedavisi yoktur ancak iyi bir tedavi ile tamamen hastalık önlenebilir.

Yaş ve cinsiyet de gut hastalığının gelişmesinde önemli bir faktördür. Nedeni çok bilinmemekle birlikte gut hastalığı daha çok erkeklerde görülen bir hastalık türüdür. Erkeklerde özellikle 30 yaşından sonra görülen gut hastalığı menopoz sonrası kadınlarda da sıkça görülebilir.

Gut hastalığı gelişiminde genetik faktörler de önemlidir.  Doğuştan gelen bazı hastalıklar gut hastalığına neden olabilmektedir.

Gut hastalığı tanısı nasıl konur?

Gut hastalığı tanısı için ilk olarak kanda ürik asit miktarının yüksek olmasına bakılır. Ancak sadece ürik asit miktarının yüksek olması, gut hastalığının tanısı için yeterli değildir. Kan testi dışında gut hastalığı tanısı için özel bir kan testi bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra film çekilmesi şişliklerin görülmesini sağlayacaktır. Kesin tanının konulması için şişmiş ve ağrılı olan eklemlerden sıvı alınması ve ürik asit kristallerinin varlığını tespit etmek gerekir.

Gut hastalığı tedavisi nasıl olur?

Gut hastalığı ilerledikçe ürik asit kristalleri eklem ve eklemlerin çevresindeki dokularda birikim yaparak deri altında şişlikler oluşturur. Gut hastalığının tedavisi yapılmazsa eklemlerde hasar oluşturabilir. Bu şişlikler genellikle hasta eklemlerin içinde veya çevresinde, dirseklerin yanında, parmakların üstünde, ayak başparmağında ve kulak kıvrımında oluşmaktadır.

Gut hastalığı tedavi edilmezse hastalık ilerledikçe ürik asit kristalleri eklem çerçevesindeki dokularda birikim yapmaya başlar. 

Aşırı yorgunluk atakları tetikleyebilir. Ağrılı dönemlerde zaten spor yapamaz; ama kronikleşmiş hastalığı varsa kendini çok yoran sporlar yapmamalıdır. Ağrılı dönemde istirahate ihtiyaç duyabilirler. Gut hastalığında tuz kristallerinin çözünmesi arttırması açısından su tüketimi de önemlidir. Böylece böbrek taşı oluşmasının da önüne geçilir. 

İltihaplı eklemlere buz koymak; ağrı ve şişliğin azalmasında etkili olabilir; ancak bunun dışında tedavi edici bir etkisi yoktur. Gut tedavisi mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır. İltihaplar için doktor tavsiyesi dışında asla ilaç kullanılmamalıdır.

Gut hastalığı diyeti nasıl yapılır?

Gut hastalığında diyet oldukça önemli bir konudur. Kandaki ürik asit yükselmesine bağlı olarak ortaya çıkan gut hastalığı da etin kısıtlanmasını gerekir. Aşrı et tüketimine bağlı olarak hastalarda gut krizleri yaşanabilmektedir. Bu nedenle gut hastaları bayramda eti, mümkün olduğu kadar küçük porsiyonlarda tercih etmelidir. Bununla birlikte ürik asit dengesini sağlayan süt ve yoğurt gibi yiyeceklerle birlikte etin tüketilmesi gut hastaları için tavsiye edilmektedir.

Gut hastalığında kesinlikle alkol tüketilmemelidir. Bunların dışında, gut hastalarının aspirin türü ilaçları kullanmaması gerekir. Bilinçsizce alınan ilaçlar yarardan çok zarara sebep olmaktadır. Akşam alkol ve ağır yemekler almış ise gece ağrılar artabilir.

Hastalığın ilk seyirlerinden itibaren kişilerin besin tüketimine dikkat etmeleri, azar azar ve sık sık beslenmeleri, ara öğün kaçırmamaları ve hafif tempolu yürüyüş hareketleri ile yaşam kalitelerini arttırmaları gerekmektedir.  Gut hastalarının dikkat etmesi gereken durumları şu şekilde sıralanabilir:

  • Gut hastaları için önerilen haftalık et miktarı 2 avuç içi kadar büyüklükte olan 60 gramlık et büyüklüğüdür.
  • Dalak, işkembe, yürek, sucuk, pastırma, salam, sosis, ördek ançüez (balık ezmesi), sardalye, kabuklu deniz ürünleri, ördek eti, kaz eti, küçük balıklar ve tam yağlı peynirlerin tüketilmemesi önerilmektedir. Yağı az olan kuzu eti, dana eti, hindi, tavuk ya da balıketi tüketimi günlük önerilen miktar düzeyinde olmalıdır.
  • Gut hastalığında kuru baklagiller ve bazı sebzelerin tüketimi de büyük önem taşır. Özellikle mercimek, kuru fasulye, nohut gibi baklagillerin bir öğünde en fazla 6-7 yemek kaşığı kadar tüketilmesi gereklidir. Ispanak, karnabahar gibi sebzelerin 8 yemek kaşığı kadar, bezelye, mantar ve kuşkonmaz 2 yemek kaşığı kadar tüketilmelidir. Diğer sebzelerden istenildiği kadar tüketilebilir.
  • Maya ve kuruyemişler yasaklılar arasındayken, tuz, nane, maydanoz, sirke tüketilebilir. Meyvelerde hiçbir sıkıntı bulunmadan kişiler istedikleri meyveleri tüketebilir.
  • Tam yağlı süt ürünleri, tam yağlı yoğurt ve karbonatlı yiyeceklerden esmer ekmekler, çavdar yulaf, tam taneli ve kepekli ürünlerden kaçınılması gerekmektedir. Zayıflamanın esas olduğu bazı gut durumlarında ise diyetisyenler ürik asit dengesi ve vücudun diğer kronik durumlarını göz önünde bulundurarak esmer ürünlere geçiş yapabilirler ancak gut diyetlerinde tam yağlı yiyecekler, et türevleri ve esmer gıdalar yer almamalıdır.
  • Gut hastalığında kızarmış yumurta önerilmemektedir. Ancak 3 günde bir rafadan veya haşlanmış bir adet tüketilebilir. Margarin tereyağı katı yağlar ve iç yağlar en büyük yasaklılar listesindedir.
  • Gut takibinin sürdürülmesi gereken ileriki dönemlerde böbrekleri yorabilecek önemli bir hastalıktır. Bu hastalığın tedavisinde ilaç tedavisi kadar beslenme tedavisi oldukça büyük önem taşır. Sadece beslenme alışkanlıkları değişerek ürik asit düzeylerinde olumlu düşüşler yaşanmış hastaların sayısı oldukça fazladır.

Gut Hastalığında Diyet Tedavisi

  • Bol su tüketilmelidir. Hem kandaki ürik asit miktarının dilüe edilebilmesi için hem de böbrekleri koruyabilmek için.
  • Protein açısından en zengin besin olan ET tüketimi azaltılmalıdır.
  • Asitli içecekler tüketilmemelidir.
  • Alkol tüketilmemelidir.
  • Hazır meyve suları tüketilmemelidir.
  • Glikoz, fruktoz, mısır şurubu içeren besinler, yapay tatlandırıcı içeren besinler tüketilmemelidir.
  • Sakatatlar (organ etleri; ciğer, dalak, işkembe, beyin, vb.) tüketilmemelidir.
  • Ispanak, kuşkonmaz, karnabahar, bezelye, mantar tüketimleri sınırlanmalıdır.
  • Maya ve kuruyemişler tüketilmemelidir.
  • Kuru baklagiller en çok 4-6 yemek kaşığı kadar tüketilebilir.
  • Tam yağlı süt ve süt ürünleri, esmer ekmek, tam tahıl, yulaf, çavdar, kepekli ürünler tüketilmemeli.
  • Yağların tümü; tereyağ, katı yağ, sıvı yağ uzak durulmalı.
  • Haftada 2 kez 1 er haşlanmış şekilde yumurta tüketilebilir.
  • Ançuez, sardalya, ringa, çiroz, uskumru, alabalık, deniz kabukluları, havyar tüketilmemeli.
  • Meyve ve sebzeler fitobesinler, vitamin – mineral- lif- sıvı içeriklerinden dolayı tüketilmeli (yasaklı olanlar hariç).
  • C ve B3 vitamini, folik asit, omega 3 yönünden zengin beslenilmelidir. Sabah öğle akşam günde 3 defa 1er gramlık Omega-3 takvisesi almak enflamasyonu azaltır ve eklemleri destekler.
  • İltihap oluşumunu tetikleyen lökotrienlerin oluşumunu sınırlayan EPA için; sabah akşam 2 defa 1 er tatlı kaşığı soğuk sıkım Keten Tokumu Yağı içilerek günlük 1,8 g EPA alınımı sağlanır.
  • Yaban Mersini Ektsraktı ve Üzüm Çekirdeği Ektsraktı ‘ndan sabah akşam 1 er adet alınır.
  • Isırgan, Papatya, hindiba ve mısır püskülünden oluşan bir çay tüketilmelidir. Bitkilerin tamamından 1 tatlı kaşığı (2,5 gr.) bir su bardağı taze kaynamış su içinde ağzı kapalı olarak 5 dk. Demlenip süzülerek hazırlanan çaydan Gün içinde 2 -3 fincan içilmelidir.

Ebru Şallı’ dan size göbek yağlarını yakan ve karın sıkılıştıran süper 7 plates egzersizi…

Şarlar ne olursa olsun egzersizlere ara vermek yok. Göbek eriten 7 favori pilates egzersizimiz

ile form tutabilirsiniz.

Günde sadece 10 dakikanızı ayırmanız yeterli. Hadi o zaman iş başına…


1. Dizleri 90 derecelik açıyla bükün, eller ensede, dirsekler açık… Karnı iyice içeri çekin, kaburgayı kapatın.
Bu pozisyonda nefes verirken omuzlarınızı yerden sıyırarak dizlerinizi başınıza doğru yaklaştırın. 15 kez açılıp kapanarak tekrarlayın.

2. Beli incelten bu egzersiz için sırtüstü uzanın, bacaklar masa pozisyonunda dizlerden bükün, eller boynun arkasında, dirsekler açık, çene göğüsten uzakta… Her nefes verişte bir bacağı uzatırken diğer bacağın dizini çapraz dirseğinize yaklaştırıp, üst bedeni hafifçe o yöne doğru döndürün.
Her iki yöne 6’şar kez tekrarlayın.

3. Bu egzersiz özellikle göbekteki yağları yakmaya yarıyor. Ellerinizle başınızı destekleyin. Dirsekler sonuna kadar açık. Bacaklarınızı uzatın. Nefes alın, verirken baş ve dizleri birbirine yaklaştırın.Nefes alırken bacaklar açık, verirken kapalı… Hareketi 15 kez tekrarlayın.

4. Sırtüstü yatar pozisyonda karnınıza doğru bakın ve bacakları dizlerden bükerek masa pozisyonu alın. Nefes alın, verirken karnı içeride tutarak sırtın üst kısmını yerden kaldırırken bir elinizle dizin iç kısmın, diğeriyle dış tarafını tutun ve diğer bacağı göz hizasında uzatın. Her nefes verişte bacak değiştirin. Her iki bacakla 5, toplam 10 kez tekrarlayın.

5. Bacaklar aşağıda düz, karın içeride, kaburga kapalı, gözler yukarı bakıyor, eller yanlarda… Bacaklar aşağıdayken nefes alın. Bir bacağı düz bir şekilde yukarı kaldırırken nefes verin. Bacak değiştirerek, nefesinizle birlikte her iki yöne 15 kez tekrarlayın.

6. Bu egzersiz, tüm karın kaslarını çalıştırıyor, beli inceltiyor. Oturma kemikleri üzerine oturun. Sırt düz, kollar birbirine paralel ileride, dizlerinize bakın. Bu pozisyonda nefes alın. Nefesinizi verirken, kolları yanlara açarak geriye dönün. İlk pozisyona dönüp, diğer yöne tekrarlayın. 15 kez uygulayın.

7. Sırtüstü uzanın, bacakları düz bir şekilde yukarı uzatın, kollar yanlarda, karna doğru bakın… 5 kez nefes alıp, 5 kez nefes verirken kollarınızla yere doğru kısa itişler yapın. Ellerinizi suya vuruyormuşçasına nefes eşliğinde sallayın. Eğer zorlanıyorsanız dizlerinizi 90 derecelik açıyla bükerek de egzersizi uygulayabilirsiniz. 10 kez tekrarlayın.

Çorbanın serumun atası olduğunu

Biliyor muydunuz  ???

Oldukça iddialı bir laf oldu ama gerçek.

Ecdadın geliştirdiği ‘’Patenti Made in Turkey’’ olan sonrada  tüm dünyaya yayılan çarba o günün adıyla hasta aşı… Hasta için günümüzde kullanılan damar yolu beslenmesi ile vitamin, mineral, ilaç ve sıvı yapılır. Ecdat ie bunu çorba ile çözmüş; tavuklu, patatesli, soğanlı, buğdaylı, havuçlu, naneli, kekikli, karabiberli, sütlü, yoğurtlu, tarhanalı… çeşit çeşit çorbalar ile.

Hem hastaya çineme derdi olmadan direk yutabileceği bol sıvılı gıda… Hemde yatan hastalarda normal beslenmede ortaya çıkan yoğun kabızlık şikayetini ortadan kardıran sindirime hazır bol posa ve lifli sıvı gıda… işte özelliklede soğuk kış sofralarının sıcacık başlangıç yemeği ÇORBA… J

Sizde Bu Akşam Yemeğe İster Tarhanalı, İster Ezogelin, İster Mercimekli Olsun Ama Mutlaka Çorba İle Başlamayı Sakın Unutmayın Ve Bu Yazıyı Hatırlayın… J

Probleminiz Sadece Bağırsaklarınızda Sıkışmış Dışkı Olabilir…

Karnınızda devamlı bir şişlik mi hissediyorsunuz? Aslında belki de bu şişmanlık değil, bağırsaklardaki sıkışmış “dışkı”. Galerideki ileri butonuna tıklayarak siz de resimlerin altında sıkışmış dışkıdan kurtulmak için önereceğimiz tarifleri uygulayabilir ve bu şişkinlik halinden kurtulabilirsiniz.

Sassy Suyu” Bildiğiniz suyu tam olarak bir yağ yakıcıya döndüren bu formül sindirim sisteminin kuvvetlenmesini sağlıyor, üstelik hiç kalorisi yok!
Cynthia Sass isimli diyetisyen tarafından oluşturulan “Düz göbek diyeti” diyetinin başkahramanı olan bu su, zayıflamak adına bol miktarda Sassy Suyu tüketimini içeriyor.

Sassy Suyu” Bildiğiniz suyu tam olarak bir yağ yakıcıya döndüren bu formül sindirim sisteminin kuvvetlenmesini sağlıyor, üstelik hiç kalorisi yok!
Cynthia Sass isimli diyetisyen tarafından oluşturulan “Düz göbek diyeti” diyetinin başkahramanı olan bu su, zayıflamak adına bol miktarda Sassy Suyu tüketimini içeriyor

.

İşte Sassy Suyu’nun tam tarifi:

* 2 litre su
* 1 çay kaşığı rende taze zencefil
* 1 orta boy limon yuvarlak ve ince şekilde doğrayın
* 1 orta boy salatalık, soyun ve ve ince yuvarlak dilimler şeklinde doğrayın
* 1 çay kaşığı nane yaprağı

* 1 çay kaşığı yeşil çay

* 3 ad. Acı çehre

* 5 ad. Tane karabiber

* 10 ad. tane kişniş

Sassy Suyu Yapılışı: Listede bulunan bütün malzemeleri geniş bir sürahiye koyun ve tümünü 2 litre su ile karıştırın. Bu karışımı bir geceden sabaha kadar buzdolabında bekletin. Sonraki gün ilk olarak sabah aç karnına başlamak kaydı ile bütün gün boyunca 4-5 bardak kadar için.
Yaptığınız bu karışımlı suyu kahvaltılardan önce için. Bu şekilde başlarsanız çok daha çabuk ve etkili şekilde sonuca ulaşabilirsiniz. Suyu içtikten sonraki iki saatten sonra, göbeğinizde hissettiğiniz şişkinliğin bir kısmının yok olduğunu göreceksiniz.

5.Bu şişkinlik konusunda araştırmalar yürüten diyet uzmanları, Sassy Suyu’nun düzenli şekilde içmenin yanı sıra, biraz bedensel aktivite ve egzersiz ile, bel kısmında bulunan yağların eritilebileceğini ve aynı zamanda göbekteki şişkinliğin zaman içinde ineceğini söylüyorlar.

Ama dikkat! Uzmanlar Sassy Suyu’nu hamileler için ve aynı zamanda mide sorunu olanlar için tavsiye etmiyorlar. Bunun yanı sıra çok hassas ve alerjik bünyelere de uygun değildir.

İlgili Makaleler / Haberler/Kaynakça:

Prof. Dr. Turan Baytop Türkiye de Bitkilerle Tedavi

Ayhan Yalçın Şifalı bitkiler Ansiklopedisi

Prof Dr. Ivan Isaev Ivanov  Şifalı Bitkilerle Tedavi Atlası

Mag. Farm. Ilıya Ivanov Lancev Şifalı Bitkilerle Tedavi Atlası

Dr. Med. Geo Kırılov Neşev Şifalı Bitkilerle Tedavi Atlası

Prof. Dr. İbrahim AdnanSaraçoğlu Tıbbi Bitkiler Rehberi

Maria Treben Tanrı’ nın Eczanesinden Sağlık

Seyyid Ahmet Tillovi Şifalı Bitkiler Ansiklopedisi

Çok özel ve mistik bir tadı olan,  Yin-yang felsefesini tadında hissettiren bu çay; siyah çayın zengin ve güçlü aromasını yeşil çayın o ferahlatıcı, çok katmanlı ve kompleks bir tat sunuyor. Bu çayın yapraklarının hazırlanışı, diğer çaylara göre çok daha zor olsa da sarf edilen emek kesinlikle tadının güzelliğine değiyor. Oolong veya Wu Long olarak bilinen çayın manası ise Kara Ejderha’ dır.

Oolong, yeşil çay yaprakları kıvırmadan önce, güçlü güneş altında oksitlenmesi ve oksidasyonu içeren bir işlemle üretilen geleneksel bir Çin çayıdır. Oolong çayı, yeşil çay ve siyah çay arasında bir tada sahiptir. Bir oolong çayı yapmak için, [göreceli olarak] Camellia sinensis bitkilerinin olgun yaprakları kısmi oksidasyona tabi tutulur. Oksidasyon derecesi, üretilen oolong çayı ve stile bağlı olarak %10 ile %80 arasında değişir. Kısa bir süre okside olan Oolonglar, yeşil çayı andırırken, %50’den fazla okside olan oollongler, aroma profillerine göre siyah çaya tat olarak daha yakındır.

Çay üreticileri oolong çayı yapmak için daha olgun yaprakları kullanma eğilimindedirler. Bu tür yapraklar, daha hoş tatlar ve daha az tanen ihtiva etme eğilimindedir ve hafif oksidasyon süreci yaprağın tatlarını ortaya çıkarmak için yeterlidir. Bununla birlikte, bir oolong yapmanın genel süreci son derece karmaşık, emek-yoğun ve zaman alıcıdır. Her adım yakından izlenir ve kontrol edilir. Çoğunlukla, bir oolong çayı yapımında atılan adımlar, arzu edilen morarma miktarından ve yaprakların kahverengileşmesinden önce defalarca tekrarlanır.

Oolong’un farklı çeşitleri olsa da, tüm oolonglar iki farklı stilden biri olarak kategorize edilir. Bunlar küçük, sarma kıvrılmış oolonglar ve uzun şerit tarzı kıvırcık oolonglardır. İkincisi, daha geleneksel ve daha yaygın olarak üretilen oolong çayı dır.

En iyi oolong çaylarından bazıları Çin’in yanı sıra Tayvan’daki Wuyi Dağları’nda üretilmektedir. Japonya, Hindistan ve Nepal gibi dünyanın diğer çay yetiştirme bölgeleri kısa süre önce yerel çay çeşitlerini kullanarak kendi sınıfları olan oolong çaylarını üretmeye başladılar.

Oolong Çay Tarihi

Beyaz çay gibi, ilk oolong çayın ne zaman yapıldığını belirleyebilecek resmi kayıtlar yoktur. Ancak, popüler folklor, oolong çayın kökenini ve tarihini Çin’in Qing Hanedanlığı’ndan mütevazi bir çay üreticisine atfeder. Efsaneye göre Qing Hanedanlığı zamanında bir gün bir çay üreticisinin dikkati bir geyik tarafından dağıtıldı ve o gün üretici yapraklarını işlemeyi unuttu. Bunun sonucu olarak yapraklar solmaya ve doğal olarak okside olmaya başladı.

Bu yaprakların boşa gitmesine izin vermek yerine, onları yine de işlemeye karar vermişti, ama daha çok kahverengi dönmeye başladıkları için, onları daha fazla oksidasyona tabi tuttular. Elde edilen çayın tadı siyah bir çayınkine benziyordu, ama o acı ve sert tat yoktu. Daha pürüzsüz, daha tatlı ve kokulu özellikleri vardı. Çok beğendiği bu çayı sonradan adlandırdı ve Wu Long (Oolong çayı) yaratıldı.

Bir başka teori ise Oolong çayının kökenini Tang hanedanlığına ve o zamandan bu yana imparatora adanan çayların içinde kabul eder. Tribute çayı (Beiyuan çayı olarak adlandırılır) tipik olarak anka kuşu veya ejderanın bir mührü ile damgalanmış bir çay tuğlası (Çay tuğlası, siyah çay, bitki çayları ve mayalanmamış çayların preslenmesiyle oluşturulan bloktur. Özellikle Ming Hanedanı zamanında Çin’de çayın en yaygın üretim ve saklama şeklidir) şeklinde sunulur. Tuğla çaylar kavramı modası geçince, tuğla haline getirilen çaylar artık tuğla yerine normal şekliyle satılmaya başlandı. Bu gelişme artık bir oolong çayı için uygun bir demlenme imkanı sağladı. Bambu sepetinde doğal olarak okside olan ve küçük bukleler halinde yuvarlanmış çaylar bir fırında pişirilmişlerdi. Uygun demleme yöntemi ile dikkat çeken lezzetiyle oolong çayı ortaya çıkmış oldu. Günümüzde içiminin verdiği keyif sayesinde dikkat çeken oolong çayı bir tutku ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.

 Oolong Çayının En İyi Şekilde Demleme Yöntemi

Oolong çok hassas bir çaydır. Bu yüzden diğer çaylara göre biraz daha dikkatli hazırlanmalıdır. Ama merak etmeyin, bu çayın benzersiz tadını aldığınız an bütün çabalarınıza değdiğini göreceksiniz.

Oolong çayı için klorsuz suyumuz önce kaynayıp sonra azıcık soğumaya bırakılır. Sıcaklığımız tahmini 80-90 dereceye indiğinde;  1 büyük bir çay fincanı suya 1 yada 1,5 çay kaşığı oolong çayı eklenerek 1,5-2 dakika boyunca demlenir. Öncelikle bu mistik çayı hazırlarken demin rengini takip etmelisiniz. Çayın hafif sarımsı yeşilimsi bir renge büründüğünü gördüğünüz zaman artık çayınız da hazır demektir.

Böylece çayınızın o ferahlatıcı, güçlü ve komplike tadına ve arkasından ağzınızda bırakacağı o yumuşak ve gizemli aromaya en iyi şekilde ulaşabilirsiniz.

Afiyet Olsun…

Oolong Çayının Faydaları Nelerdir?

• Kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar.
• Kolesterolü düşürür.
• Antioksidan bakımından zengindir.
• Kan şekerini dengeler.
• Kilo vermeye yardımcı olur.
• Toksinlerin atılmasını sağlar.
• Cildin görünümünü geliştirir.

– Önemli oranda antioksidan içeren oolong çayı, kardiyovasküler sağlık sorunlarına karşı kullanılabilir. Oolong çayı içildiğinde bu antioksidanlar kötü kolesterol seviyesini düşürürken iyi kolesterolü yükseltir. Çayın bu özelliği damar tıkanıklığına yol açan kolesterol birikimi engeller ve var olan plakların temizlenmesine yardımcı olur.


– Oolong çayında bulunan polifenoller bir diğer faydası ise ağız ve diş sağlığını geliştirmesi ve diş çürüklerine karşı koruma sağlamasıdır. Osaka Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre günde 2-3 bardak oolong çayı içmek ağız hijyenini geliştiriyor ve diş çürümesi riskini azaltıyor.


– Bir tür antioksidan olan kateşinlerin bazı durumlarda kanser hücrelerinin oluşumunu yavaşlattığı bilinmektedir. Kateşin bakımından zengin olan oolong çayı bu özelliği ile çeşitli kanser araştırmalarına konu olmuştur.


– Oolong çayı güçlü antioksidan etkisiyle vücuda zararlı toksinlerin atılmasına yardımcı olarak cildin görünümünü geliştirebilir. Ayrıca kalsiyum, potasyum, magnezyum ve fosfor yönünden zengin olan oolong çayı çeşitli hastalıklara karşı vücudu güçlendirir. Son olarak; metabolizma hızını yükselten oolong çayı yakılan kalori miktarını arttırarak kilo vermenize yardımcı olabilir.

Oolong Çayının Yan Etkileri

– Oolong çayı, kafein içerir. Bu nedenle aşırı tüketimi mide bulantısına, baş dönmesine, çarpıntıya neden olabilir.
– Gece saatlerinde uykusuzluk yapabilir ve tansiyonu yükseltebilir.
– İdrar söktürücü özelliğiyle vücudun aşırı su kaybetmesine neden olabilir.
– Emzirme ve gebelik dönemlerinde tüketilmesi önerilmemektedir.
– Oolong çayının olası yan etkileri konusunda doktordan daha detaylı bilgi alınmalıdır.